Sorular ve Cevaplar





Soru - Cevap

         Kur’an’da 6666 ayet yok mu? Siz 6236 yazmışsınız. Mustafa KALMIŞ
 

         Değerli Kardeşim selam ederim. Biz Kur'an'a o kadar ilgisiz kalmışız ki; çıkmış birisi yuvarlak hesap 6666 ayet demiş, öyle kabul etmişiz. Oysa her surenin başına kaç ayet olduğu yazıyor. Hatta en arkadaki fihristte de var. Bir defa merak edip bunları toplamamışız ki bu bizim en fazla 3 dakikamızı alır. Siz de toplarsanız göreceksiniz ki Kur'an ayetlerinin sayısı 6236'dır. Gerçi esas olan Kur'an mesajının tamamına uymaktır, sayılara takılmak değil ama yorum yapmışken gerçek sayı ile yapmak gerekir diye düşündüm. Bazı âlimler Kur'an ayetlerinin konu bütünlüğü bakımından kısalığı ve uzunluğu konusunda farklı görüşler ortaya koymuştur. Ayet sayılarındaki farklılıklar bundan da kaynaklanmış olabilir. Ancak 6666 değil tabii ki. Mesajın geneli bizim için önemlidir. Zaten Kur'an'ın tamamı üzerinden hadiselere bakamazsak, parçacı anlayışla değerlendirme yaparsak netice alamayız. Olaylara bilinçaltımıza yerleştireceğimiz Kur'an’la bakacağız ki olayları net görelim. Cemal KÜLÜNKOĞLU

 


Soru - Cevap

Mustafa Çavuşoğlu

 Hz Ömer (r.a) halifeliği döneminde yağmur duası yaparken peygamber efendimizin amcası Hz Abbas (r.a) si vesile kılmadı mı? “Allah’ım! Bizler daha önce Peygamberimizi vesile edinerek sana niyazda bulunurduk, sen de bize yağmur verirdin. Şimdi ise Peygamberimizin amcasını vesile kılıyor ve senden yağmur talep ediyoruz, bize yağmur ihsan et." dediler ve yağmur yağdı (Buhari hadisi) Cemal Külünkoğlu Mustafa Kardeşim bu yazdıklarının Kur'an'la örtüşen bir tarafı yok. Her yazılanı almak zorunda değiliz. Zümer suresinin 3. ve 8. ayetlerine iyice bir bak ama baktıktan sonra "filan yerde böyle yazıyordu" dersen ayetlere karşı saygısızlık olur. Bu okuduğun pasajlar Kur'an'daki ilahi mesajlara ters düşüyor. Hz Ömer kurana ters düşen birşey mi yapmış oldu. Ayrıca maide süresi 35 te vesile arayın diyor ALLAH û teâlâ

Cemal Külünkoğlu

Mustafacığım Hz. Ömer elbette ki Kur'an'a karşı bir şey söylemez. Kaynak yanlış ve abartılı diyorum size. Maide suresi 35. ayet "Ey inananlar! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. O’na (Hak ve rızasını kazandıracak faaliyetler göstererek) daha yakın olmaya çalışın ve O’nun yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa eresiniz." diyor. "Araya birilerini sokun" demiyor. Ayetteki "vesile" kavramı Allah'ın rızasını kazandıracak faaliyetlerdir. Buhari'de Kur'an'la çelişen onlarca hadis var. Ama bu demek değildir ki tamamı hatalıdır. Zümer suresinin 3. ayetini mutlaka incelemeni istiyorum. Zümer, 39/3. İyi biliniz ki, her türlü şirk ve dünyevi maksattan uzak iman ve itaat yalnız Allah’a mahsustur. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Allah yalancılığı, nankörlüğü ve inkârcılığı tabiat haline getirenleri asla doğru yola yöneltmez. Ayetteki “bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar” söylemi, sadece putlaştırılmış kişilere değil aynı zamanda onlardan hayatta olmayan kişilerin mezarlarına ilgiyi de kapsamaktadır. Bütün bu uygulamalar, kişinin kendisi ile Allah arasında “aracılık” umuduna dayandığı için Allah tarafından şiddetle reddedilir. ***** Alihan Yılmaz Hocam, kusura bakmayın Lütfen alınmayın. Allah için sizi ikaz etmek zorundayım. Yanı Emri bil maruf Nehyi anilmünker. Çok gereksiz ve insanların imanlarını şüpheye düşürecek bir soru sorduğunuzun farkında mısınız? Belki dinimizi İlk olarak anne, baba, aile ve çevremizden öğrendik doğal olarak. Ama aklımızla ve vicdanımızla doğruluğunu kabul ettik ki, bu yüce dinde sabitledik kendimizi. İçimizde bir şüphe ve tereddüt yok ki, merakımızı giderecek bir çalışma yapalım. Daha açıkçası, İsa peygamberi Haşa, dilim varmıyor demeye Allah’ın oğlu olarak gören ve 3 lu tesis inancını zırvalayan bugünkü Hristiyanlığa, tahrif edilmiş İncil veya Tevrat’a mı, ilgi duyalım veya gereksiz yere incelemeye çalışıp kafa yoralım. Cemal Külünkoğlu Benim demek istediğim; dinimizin temel kaynağı olan Kur'an üzerinde geniş ve derinlemesine çalışmalar yaparak İslam'ın güzelliklerini hayatımıza taşımaktır. Dinimiz ahlak temelli bir din ama Kur'an'daki ahlaki değerler maalesef hayatımızda yok denecek kadar azdır. Bugün İslam dünyasının en büyük problemi ahlaktır. Ahlaklı olmayan bir toplumun kendine de dünyaya da bir faydası olamaz. Eğer İslam dünyası Kur'an'ı bilseydi ve anlasaydı ki mutlaka yaşama ihtiyacı duyacaktı, işte o zaman bugünkü tablo çok daha farklı olacaktı. Evet, önümüzde bulduğumuz dine razı olmuşuz ama o dini Gönderen bizden razı değil. Razı olmadığı durumumuzdan belli. İslâmî bir coğrafyada dünyaya gelmekle, şehadet getirmekle, “biz Müslümanız!” demekle, Hz. Muhammed’i âlemin efendisi ilan etmekle, Kur’an’ı baş tacı yapmakla Müslümanlık olmaz. Müslümanlık; inanmaktır, çalışmaktır, teslim olmaktır, yaşamaktır. Din, mal mülk değil ki miras yoluyla bize intikal etsin. Veraset yoluyla bize intikal eden ve fakat hakkında gerekli bilgiye sahip olmadığımız bir din bizi iki cihan saadetine taşımaz. Bize faydası olmayan bir dini asrın idrâkine sunamayız ve başkalarından Müslüman olmalarını da bekleyemeyiz. Sefaleti, zulme baş eğmeyi, dışlanmayı, aşağılanmayı, horlanmayı, dövülmeyi, kovulmayı, itilip kakılmayı, hapse girmeyi ibadet telakki eden ve dini yaşamın gereği olarak gören dünyada bizden başka bir toplum var mı?


Soru - Cevap

Niyazi Kösedağ Hocam yine size danışmak istediğim bir konu var. Kadınlar özel günlerinde alakalı namaz kılabilir, oruç tutabilir mi? Bayraktar hoca hiç bir mahsuru yok diyor. Süleymaniye Vakfı oruç tutabilir ama namaz kılamaz diyor anladığım kadarıyla. Bu konudaki görüşünüz nedir hocam? Allah razı olsun. Bu arada “Müslümanlarda Eksen Kayması” kitabınızı okuyorum son derece anlaşılır bir üslupla yazmışsınız çok beğendim. Rabbim emeğinizin karşılığını versin inşallah. Hakkınızı helal edin hocam. Cemal Külünkoğlu Öncelikle belirtmek gerekir ki; adet gören kadın cünüp değildir. Cünüp olmadığı için ibadet yasağı getirmek de doğru değildir. Adetli kadın fazla kan kaybından dolayı zayıf düşeceği için oruç tutmak konusunda muhayyerdir. Zayıf düşmesinden korkarsa tutmayabilir ama böyle bir tehlike görmez de oruç tutmak isterse orucunu da tutabilir. Namaz konusunda; eğer kanama sürekli ise ve bunu önleyecek bir gücü yoksa namazını kılmayabilir ama bugünkü şartlarda hanımların artık böyle bir problemi yoktur. Dolaysıyla bütün tedbirleri aldıktan sonra abdestini alarak namazını kılabilir hatta bana göre kılmalıdır da. Çünkü adetli kadınlara konan yasak Bakara suresi 222. ayette açıkça ortaya konmuştur ve orada bu konularda herhangi bir yasak yoktur. "Sana “kadınların adet halini” sorarlar. De ki: “O, (kadını sıkıcı ve erkeği tiksindirici) bir rahatsızlıktır. Bu yüzden adet halinde kadınlardan uzak durun ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel ilişki için) yaklaşmayın..." Hal böyleyken ve Kur'an'da hüküm açıkken, kadınları özel hallerinde cünüp gibi değerlendirmek yanlış olur. Vücudun herhangi bir yerindeki kanama ile *mesela burun kanaması- tamamen rahmin temizlenmesiyle alakalı olan bir kanamanın hiçbir farkı yoktur. Diğer kanamalarda durum ne ise adet kanamasında da durum aynıdır. Sadece cinsel ilişkiyle alakalı olan yasağı anlamak da zor değildir. Bu durum her iki taraf için de gerek sağlık ve gerekse tiksinti verici olması bakımından önemlidir. İlhami Turan bu konuda bakara 222 dışında herhangi bir ayet yok mudur? Cemal Külünkoğlu İlhami Bey selam ederim. Hayızlı kadının bu manada durumunu sadece bu ayet anlatıyor ama cünüplükle alakalı başka ayetler var. Yalnız yukarıda da ifade ettiğim gibi kadının özel durumunu cünüplük olarak değerlendirmek yanlış olur. Allah sarhoş ve cünüp olan kişiye namaz kılmak konusunda yasak getirmiştir. Nisa suresi 43. ayette: "Ey inananlar! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de cünüpken yolcu olmanız müstesna gusül yapmadıkça namaza yaklaşmayın!"


Soru - Cevap

Mecit Albayrak: Hocam, Az önce bir pano paylaşımda Hadisi Şerif, diyerek; Yanarak ölmek şehadettir, diye yazmışlar, bilgi ve yorumunuz nedir? Cemal Külünkoğlu Şehitliği takdir edecek olan Allah'tır. Bunun şartları diye bir şey olmaz. Diğer insanlarda olduğu gibi şehitler de yaşadığının karşılığını alacaktır. Bizim bu konuda ısrarcı ve tanımlayıcı olmamız çok doğru değil. Şehitler için yapılan özel mezarlar da ne kadar doğrudur bilinmez. 70 civarında Uhud Şehidine Peygamberimiz özel bir kabristanlık yaptırmamıştır. Aynı şey diğer savaşlar da şehid olanlar için de söz konusudur. Üstelik o insanların şehadeti Allah tarafından onaylanmasına rağmen. Devletlerin verdiği sertifikaların, yaptığı özel mezarların Allah katında bir karşılığı yoktur. Allah katında karşılığı olan kişinin ortaya koyduğu mücadeledir. Cemal Külünkoğlu Öyle bir hadis olabilir ama ifade ettiğim gibi takdir Allah'ın elindedir. Ömrü Allah için mücadele ile geçmiş bir insan normal şartlarda ölecek ama bir başkası gelişigüzel bir hayat yaşarken kazara yanarak ölecek ve makamı ömrü mücadele ile geçenden daha yüce olacak. Bunun doğru olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Onun için insan yaşadığının karşılığını alır.


Soru - Cevap

Fatih Ekşioğlu Bir “ol” demekle kâinatı var eden Allah kendi kitabını neden 23 senede tamamladı? Cemal Külünkoğlu İşte Kur'an'ın zenginliği de burada. Hayatın bütün safhalarını kucaklıyor. Kıyamete kadar cereyan edecek hadiseler insan üzerinden asri saadette Kur'an'da tablolaşıyor. Ve Kevni ayetlerin dışındaki vahyin çoğunluğu yaşanan hadiselere ışık tutuyor, sorunları çözüyor, itirazları ortadan kaldırıyor, dargınlıklara, savaşa, güzel ahlaka mugayir bütün davranışlara son veriyor. Yani insan üzerinden insana bir kitap veriliyor ama bu bütün ayrıntısına kadar Allah'ın kudretiyle oluyor. Kur'an'ı okuduğunuz zaman bu anlamda yüzlerce örnek görüyorsunuz. Allah birçok meselede etkili olması bakımından Yahudiler üzerinden bizlere yaşanmış örnekler veriyor. Şimdi diyeceksiniz ki; Kur'an insan yokken zaten var değil miydi? Böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Bu düşünce Kur'an mesajına ve 23 yıllık tedrici nüzulüne saygısızlık olur. Kur'an'da ismi geçen inkârcı insanlar vardır. Öyle olsaydı onlar da Allah'a itiraz ederlerdi. Mesela Ebu Lehep "Ya Rab! Beni lanetleyen bir sure indirmişsin ve beni daha dünyaya gelmeden cehenneme koymuşsun, üstelik karımı da cehennem de odun kamalı yapmışsın, ben daha ne yapabilirim? Müslüman olsam o takdirde senin Kitabın inandırıcı olmazdı. Çünkü beni cehennemlik olarak yazmışsın" derdi. Bütün bu söylemler Kur'an'ı kutsallaştırmada ifrata kaçmanın sonuçlarıdır.


Soru - Cevap

Ali Rıza Pehlivan Hocam saygılar kefene kese yaptırsak içine de bu dünyada biriktirirken insanlığımızı unuttuğumuz hak hukuk gözetmeksizin yediğimiz paralardan tomar tomar koysak orada bize bir faydası olmayacak mı diyorsun simdi. Cemal Külünkoğlu Ahiret için en büyük varlık güzel ve faydalı yaşamdır. Sadece maddeye odaklanmış, lüks yaşama kilitlenmiş ve insanlığımızı unutmuşsak dünyalık kazandıklarımızın ahiret için hiç bir faydası yoktur. Aksine külfet olarak karşımıza çıkacaklardır. Dünyadaki bir tebessüm trilyonlara bedeldir. Hayatın geneline yayılan faydalı eylemler dünyanın kendisinden çok daha değerlidir. Allah bizden para kazanmamızı, makam ve mansıp edinmemizi değil, insanca yaşamamızı istiyor.


Soru - Cevap

Necla Yanık Kıymetli hocam ben Muğla’dan Adana’nın yaylasına 3 aylığına geldim. Bazen Adana’ya gidiyorum bir hafta kalıyorum tekrar yaylaya çıkıyorum bir hafta kalıyorum Adana’ya iniyorum iki üç gün kalıp yaylaya çıkıyorum bayramdan sonra da Muğla’ya döneceğim inşallah. Şimdi ben adana yaylasında seferî miyim? Yayla yüz kilometre uzaklıkta. İkamet yerim Muğla. Cevap verir misiniz? Teşekkür ederim saygılarımla. Cemal Külünkoğlu Nisa suresi 101. ayetteki durumun sizin yaşadıklarınızla alakası yoktur. Ayet aynen şöyle: "Yeryüzünde yolculuğa çıktığınız zaman inkârcıların size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur..." Gördüğünüz gibi Kur'an, seferde namaz kısaltmayı inkârcıların zarar verme endişesine bağlıyor. Günümüzde ise; lüks ve konforlu arabalarla, her türlü geniş imkânlarla seyahate çıkılıyor, maddi ve manevi hiçbir zorluk yok, her şey istenilen şekilde yaşanıyor ama sıra namaza gelince seferilik öne sürülerek kısaltma gerçekleştiriliyor. Bunun İslam'da hiçbir karşılığı yoktur.


Soru - Cevap

Rıza Çelik Hayatımızdaki Kur’an’ı taşıyabilir miyiz? Bu Yüce Kur’an’ı taşımak o kadar kolay mı? Ben ancak birazı taşıyabiliyorum hanimim Fatiha’yı bile doğru okuyamıyor. Hocam biz bu yükü taşıyabilmemiz için meal okumak yeter mi? Cemal Külünkoğlu Kur'an bize geldi. Bu yükü kaldırmaya çalışacağız. Neyin üstesinden gelebileceğimizi en iyi bilen Allah ona göre sorumluluk yüklemiştir bize. Yani İstiap haddi 500 Kg. olan arabaya 50 ton yük yüklememiştir. Kur'an'ın muhatabı insan olduğu için Allah da mesajını ona göre göndermiştir. Bakara 286'da: "Allah hiçbir kimseye taşıyamayacağı yük yüklemez" buyrulmaktadır.


Soru - Cevap

Necla Yanık Sabah ve ikindi namazlarından sonra kaza namazı kılınır mı? Sayın hocam teşekkürler. Cemal Külünkoğlu Namaz kazaya bırakılamaz. Vaktinde mutlaka eda edilmelidir. Vaktinde kılınmayan namazın boşluğu hiçbir şekilde dolmaz. Dünkü açlığınızı bugün yiyeceğiniz yemekle gideremezsiniz. Cemal Külünkoğlu Günümüz için kerahet vakti diye bir şey yoktur. Hz. Peygamber zamanında Kâbe'nin olduğu yerde farklı inançlara sahip insanlar, değişik zamanlarda ibadet ederlerdi. Güneşe tapanlar, Güneş doğarken, gökyüzünün ortasındayken ve batarken ibadet ettiği için Müslümanların onlarla beraber aynı ortamda ibadet etmesini Peygamberimiz doğru bulmazdı. Ama bugün için böyle bir şey söz konusu değildir. Ayrıca Allah, kuluna şu saatte neden namaz kıldın ya da şu vakitte neden secdeye vardın diye bir şey sormaz. Onun için insan ne zaman kendini iyi hissederse ve huşu ve huzur ile namaz kılacağını umarsa namaz kılabilir.


Soru - Cevap

Hocam sağ olun. Sizin de ve cümle Müslümanların bayramını tebrik edirem. Allah’ın rahmeti ve bereketi cümlemizin üzerine olsun. Amma hocam burada diyorlar ki, şevval ayı hala görünmeyib, Mekke’de de bu gün teravih kılınıb. bu barede rica ederim kısaca melumat yazardınız. Cemal Külünkoğlu Sizlerin de Bayramlarını tebrik ederiz. Amerika'dan Azerbaycan'daki kardeşlerimize selam eder, hayırlı Bayramlar dileriz. Ay'ın görünmemesi ile ilgili yorum yapmak istemiyorum. Ancak Ramazan Ayının bittiğini söyleyebilirim. Bilimin zirve yaptığı bir zamanda hala ayı gözetlemek için tepelere çıkıp beklemek gülünçtür. Biz ay için oruç tutmuyoruz, Allah için oruç tutuyoruz. Velev ki bir gün kayma olsa Rahman ve Rahim olan Allah onun hesabını mı soracak kullarından? Allah aşkına aklımızı işletmenin zamanı gelmedi mi? Ayrıca en küçük bir üretimi, katma değeri, bilimsel çalışması, teknolojik yeniliği olmayan toplumların bilimin karşısında bu derece ifrada ve tefride düşmesini anlamış değilim.


Soru - Cevap

Sevgili Hocam soru kabul ettiğinizi bilerek kafam da oluşan bir soruya cevap bulmak için size sormayı uygun gördüm. Hacla ilgili uzun bir soru… Cemal Külünkoğlu Sorunuz uzun ama uzun olduğu kadar da mükemmel. Ancak cevabın tatmin edici olması için de uzun olmalı. Ben zaman darlığından şimdilik sadece konunun anlaşılması bakımından tarihe hiç girmeden sadece özet bir yorum yapmak istiyorum: İslami Istılahta: “Zilhicce ayında niyet ederek ihrama girmek, Kâbe’yi tavaf etmek ve vaktinde vakfe yapmak gibi fiillere hac denir.” Bu tarif haccın ruhunu ortaya koymak için verilen çok yalın ve yetersiz bir tariftir. Bir kere farz olan "Hac" bizim anladığımız manada bir ibadet değildir. Bilindiği üzere Müslümanlar için zorunlu olan ilk Hac, Mekke’nin fethinden sonra Hz. Ebu Bekir'in hac emirliğinde hicretin 9. yılında, ikincisi ise bir yıl sonra Hz. Peygamberin ilk ve son haccı olan Veda Haccı ile gerçekleştirilmiştir. Hac ibadetinin Mekke’nin fethinden yani Müslümanların dünyaya kendilerini kabul ettirmesinden sonra gerçekleşmesi; Haccın diğer ibadetler gibi lokal ve fert planında icra edilebilecek bir ritüel olmadığını, toplumsal bir mana taşıdığını, sosyal ve siyasi içerikli bir vecibe olduğunu göstermektedir. Hac, aslında Müslümanlar için genel bir kongredir, bir toplanma ve toparlanmadır. Bir dertleşmedir, panayırdır, hasbihâl etmedir. İmkânı, sağlığı ve sıhhati yerinde olan olgunluk çağına gelmiş Müslümanların dünyalık bütün kimliklerini bir kenara iterek Allah için bir araya gelmeleri ve Allah’ın dini için, insanlığın geleceği için bir plan program yapmalarıdır. Onun için Hacda asıl olan vakfedir, toplanmadır. Siz bakmayın bugün yüzlerce farklı dili konuşan ve binlerce farklı tarikata ve cemaate mensup insanın hacda Arafat’ta farklı program yapmasına. Bütün bunlar haccın ruhuna terstir. Müslümanların bir başı olmalı yani Emire-el Mü’minin ve onun başkanlığında bütün İslam ülkeleri temsilcileriyle beraber bir araya gelmeli. Geçmişi, geleceği masaya yatırmalı ve sonunda Emir-el Mü’minin ya da halife tarafından bütün dünyanın ilgiyle takip edeceği ve gündemine alacağı bir hutbe irad edilmeli.


Soru - Cevap

Kadir Yanık. Hocam Ramazan’ı uğurluyoruz. Bundan sonra nelere dikkat etmeliyiz? Cemal Külünkoğlu Ramazanı uğurlarken, Bayrama Girerken; İçinde bulunduğumuz İslam Dünyasının genel fotoğrafına bakarak çağrıda bulunmak istiyorum: Bayramlarla, günlerle, gecelerle kendimizi avutmayalım, hayatın bütününe bakalım! Artık uyanalım, ayağa kalkalım, çalışalım, işimize koyulalım, aklımızı başımıza devşirelim! Yattığımız yerden duayı, bedduayı, yermeyi, yadırgamayı bırakalım! Çalmaya, çırpmaya, yalana, talana, sövmeye, sövülmeye son verelim! Caka satmaktan, fiyaka atmaktan, birileri için yaşamaktan vazgeçelim! Kendimiz olalım, aslımıza dönelim, fıtratımızla uzlaşalım! Yoksulluğu, sefaleti, kini, nefreti hayatımızdan çıkaralım! Aldatmayalım, aldanmayalım, kayırmayalım, kıvırmayalım, dosdoğru olalım! Sahte kabadayılığı, istismarı, feryadı, sömürüyü, sızlanmayı bırakalım! Doğaya, doğadakilere, çevreye, kendimize saygılı olalım! Sevgiyi, saygıyı, hizmeti, himmeti hak edecek davranışlarda bulunalım! Geçmişimizle, yaşadıklarımızla yüzleşelim ama geleceğimize bakalım! Kırmayalım, dökmeyelim ama parçalanan yüreklere, akan kana seyirci kalmayalım! Dik duralım, önümüzü görelim, Hak’tan ve haklıdan yana olalım! Barışı, yardımlaşmayı, dayanışmayı, adaleti, kardeşliği şiar edinelim! Hurafelerle yaşamayı, haksız yolla aşırmayı hayatımızdan çıkaralım! Yaşadıklarımızda dini aramayalım, dinde yaşadıklarımızın yeri olup olmadığına bakalım! Kur’an’la barışalım, tanışalım, kaynaşalım, yoldaş olalım! Yaşadığımız Kur’an’ı çağın vitrinine taşıyacak olgunluğa ulaşalım! Bölünmeyelim, parçalanmayalım, birilerinin oyuncağı olmayalım! İslam’la bütünleşelim, vahiyle birleşelim, Tevhid dininin Müslümanı olalım! İslam’ı asrın idrakine sunacak donanıma, bilgiye, birikime sahip olalım! Mü’min olup olmadığımızı tekrar tekrar gözden geçirelim! Mü’min olmanın şartlarını, yollarını Kur’an’da arayalım, bulalım! İslam’ın evrensel ahlaki değerleriyle hayatımızı yeniden inşa edelim! Haramlara son vererek hayatımızın tamamını bayrama dönüştürelim! Ramazanı aç kalmış olarak değil, paklanmış ve uyanmış olarak uğurlayalım! Bayramı hak etmek ve hak edilen bayramlara kavuşmak dileğiyle…


Soru - Cevap

Hülya Hacısalihoğlu Aydın Hocam Kudüs den akşam geldim, İçimdeki ümit yok oldu gitti. İslam âlemi 1400 senedir ancak bu hale gelebilmişse bir 1400 sene daha gerekli, çok üzgün geldik, Cemal Külünkoğlu Üzüntünüze aynen katılıyorum. Ancak ümitvar olmak lazım. Eğer sizin gibi şuurlu Müslümanlar elinden geleni ardına koymazlarsa bu iş Allah'ımızın desteğiyle olacaktır. Ben yıllardır dünyayı geziyorum, uzun zaman Amerika'da kaldım ve halen kalmaya da devam ediyorum yani hayatın içindeyim, olup bitenleri gördükten sonra "mutlaka ama mutlaka bu hizmete omuz vermemiz gerekiyor" diye düşünüyorum. İnanın Kur'an'a teslim olunursa Allah'ın izniyle bu iş yoluna girecek ancak hurafeler Kur'an'ın önünde aşılması çok zor olan büyük bir dağ haline gelmiş. Bizler o dağı yıkmanın mücadelesini veriyoruz. Dualarınızda bizleri unutmayın!


Soru - Cevap

Mehmet Çalış Cemal hocam geçenlerde bir televizyonda bir programda maide 33 ayete hocanın biri şöyle bir mana verdi el ve ayakları çaprazlama kesilir kısmına من خلاف. Kuran indiği zaman Araplarda yazı tam olarak gelişmemişti 15 ya da 16 harften ibaretti daha sonra... Daha sonra yazı gelişince harfleri noktalamayla daha belirgin hale getirdiler. Aslında من حلاف olan ayeti Emeviler noktalamayla من خلاف yaptılar ayetin bu kısmını. Orijinal anlamı el ve ayaklarını sizden menfaatlenmelerini kesin. Görevliyi de görevden uzaklaştırın manasını verdi. Cemal Külünkoğlu www.cemalkulunkoglu.com adresine girip bu fakirin mealine bakarsanız mananın daha farklı olduğunu göreceksiniz. Maide 33. "Allah’a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya dönekliklerinden dolayı yetkilerinin, işlerinin ve gezip dolaşma özgürlüklerinin ellerinden alınması yahut bulundukları yerden (yurtlarından) sürülmeleridir. Bu (cezalar) dünyada onlar için bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır." Ayrıca 7/124 ve dipnotu, 20/71, 26/49, 42/42 bakabilirsiniz.


Soru - Cevap

Necla Yanık. Kur’an’ın mealini okuyup bitirdim Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirini okudum. Notlar aldım ama halk arasında dolaşan şu söze rastlamadım. İnsanlar günahları kadar cehennemde yanacak alnı damgalı olarak cennete geçecek. Bütün imamlar da hocalar da bunu söylüyor. Ben Kuran da devamlı cennet devamlı cehennem var. Diye okudum. Allah biraz yanıp sonra cennet demez miydi? Cevaplarsanız aydınlanacağım. Teşekkür ederim. Cemal Külünkoğlu Gerçek Mü'minlerin eksikleri de, ufak tefek günahları da olsa cehenneme gitmelerini düşünmek doğru olmaz. Öyle cehennemde kaldıktan sonra alınları damgalı olarak cennete gidecekleri gibi bir şey yoktur. Unutmayalım ki Allah, insanı cennetin efendisi olsun diye yaratmış, Kur'an'da yüzlerce yerde tevbe yolunu göstermiş ve bunun için insanları istiğfara davet etmiştir. Hal böyleyken insanları zorla cehenneme taşıma gayretini anlamış değilim. Bütün sureler Allah'ın "Rahman ve Rahim" isimleriyle başlar. Her işe Allah'ın bu sıfatlarıyla başlamamız emredilir ama biz illa da Allah'ın azabını düşünürüz, cehennemi hayal ederiz. Oysa Allah'ın rahmetinden ümidi kesmek küfürdür (R'ad 28). Allah'ın rahmetini ne kadar düşünür ve O'na ne kadar sığınırsak O da o derece bizi sever ve bağrına basar. Her yerde yanımızda olduğunu düşünelim Allah'ımızın, hep O'nunla konuşalım, düşünelim, işitelim, O'nu sevelim. İşte o zaman zaten isyan etmeye ve günah irtikâbına yüzümüz olmayacak ve Allah'ımızın istediği gibi bir hayatımız olacaktır. Arkasından da cennet bizim ana yurdumuz olacaktır inşallah.


Soru - Cevap

Ören Nihal 4 mezhebe göre kadının adetli iken namaz kılması, oruç tutması yasakken siz hangi mezhebe uygun olarak bu cevabı verebiliyorsunuz çok merak ediyorum. Cemal Külünkoğlu İslam'ı sadece dört mezhebin görüşlerine hapsederseniz bugün olduğu gibi çıkmaza girersiniz. Kur'an'ın yasakları ve gerekçeleri ortada dururken Hz. Peygamberin Kur'an'la çelişen bir açıklaması, yasağı ya da ruhsatı da düşünülemez. Ferdi Bey'in ifade ettiği gibi Savaşta cephede bile terkedilmesi imkânsız olan bir ibadeti özel günlerinde kadınlara yasaklamak doğru olmaz. Düşünün; adetli kadın 10 gün oruç tutmayacak, namaz kılmayacak, Kur'an okumayacak, herhangi bir ibadet etmeyecek bu kadın manen ölür, yok olur gider. Böyle bir mantık olur mu? Cemal Külünkoğlu Dört mezhep imamının yaşadığı coğrafya bellidir. O tarihte çok farklı yerlerde de Müslümanlar yaşıyordu ve onların bizim bildiğimiz dört imamdan haberleri bile yoktu. Hiç merak ediyor musunuz o insanlar kime göre Allah'ın dinini yaşıyordu? Ayrıca mezhep imamlarından önce geçen zamanda Müslümanlar nasıl ve kime göre İslami bir hayat ortaya koyuyordu? Cemal Külünkoğlu Aynen. Ayrıca mezhep imamlarının içtihatları doğru olarak bize kadar gelmiş olsa bile bu konularda yorum yapılamaz diyemeyiz. İçtihat kapısı açıktır. Vahiyden ilham alınarak insanlar çalışmalarını ortaya koyar, beğenen alır, beğenmeyen almaz. Nitekim mezhep imamları da zamanında aynısını yapmıştır.


Soru - Cevap

Namaz dinin direğidir mesajıyla ilgili yapılan yorumda; “Dinin çatısı mı kaldı ki direk ayakta tutsun” ifadesi kullanılmış, buna da bir kardeşimiz şöyle cevap vermişti: Akif Kara Çatıyı uçurmaya çalışan sızın tayfa ama uçuramayacaksınız inşallah çatı çok sağlam Cemal Külünkoğlu Güzel Kardeşim aynı şeyi yazıp duruyorsun. Olmayan çatıyı kim uçurabilir ki? Kur'an çalışması yapan dostlarımız Allah'ın istediği ve Hz. Muhammed'in gösterdiği şekilde çatıyı tamir edip direği yerine koymaya çalışıyor. Bu konuda gayreti olanlardan Allah razı olsun. Çatıyı uçuran ya da delik deşik edenlere de şuur ihsan eylesin. Dediğiniz gibi ise Allah hepimize basiret lütfetsin. Cemal Külünkoğlu Evet biz slogan atmayı ve ötekileştirmeyi cihad olarak gördüğümüz müddetçe Kur'an'ın gerçeklerini hayatımıza taşıyamayacağız. Müslümanlar, namazın farz oluşundan önceki 10-11 yıllık Mekke dönemini ve gelen ayetlerin içeriklerini merak etmiyorsa, evrensel ahlaki değerlerin pratik hayatta karşılık bulması için Hz. Peygamberin çabasını gözardı ediyorsa ve bu çabanın mü'mine yüklediği sorumluluğu teğet geçiyorsa namaz ortada sadece bir direk olarak kalacaktır.


Soru - Cevap

Mahmut Erdemirören Hocam malumuz ramazan yaklaşıyor hocam bazı hocalar teravih namazı yok diyorlar. Hz peygamber hiç kılmamış diyorlar biz ne yapalım hocam kılalım mı, kılmayalım mı? Cemal Külünkoğlu Allah kimseye neden namaz kıldın diye sormaz. Tam tersine ikame edilen namazların bereketini lütfeder. Yanlış olan teravih namazını farzlaştırmaktır. Ramazan ayında camiye gidip Allah için namaz kılmaktan daha güzel ne olabilir? İşin, sünnet mi değil mi boyutunu araştırmaya gerek yok. Namaz namazdır. İlla da sizin kıldığınız nafile namazı aynı rekât sayısıyla Hz. Muhammed'in kılmış olması gerekmez. Ya da Hz. Muhammed’in nafile olarak kıldığı namazların rekât sayısı kadar namaz kılmanız icap etmez. Burada dikkat edilmesi gereken bir şey var ki o da; teravih namazlarını illa da 20 rekât olarak kılmaya ısrar etmek. Bu doğru değildir. Esas olan hakkını vererek, huşu ve edeple namaz kılmaktır. Allah ikame ettiğimiz namazların rekât sayısına değil, namazlardaki duruşumuza, yakarışımıza, yalvarışımıza, ne istediğimize bakar.


Soru - Cevap

Mahmut Erdemirdöven Hocam hayırlı sabahlar müddessir 30 da insanın üzerinde 19 vardır diyor rabbim o 19 nedir hocam? Cemal Külünkoğlu Müddessir suresi 30. ayetteki ifade, insan için değil cehennem için kullanılmıştır. Bir önceki ve bir sonraki ayetlere bakıldığında da bu anlaşılacaktır. 29. “O, durmadan derileri yakıp kavurandır.” 30. “Üzerinde on dokuz vardır onun.” 31. “Biz o cehennemin muhafızlarını hep meleklerden ibaret kıldık.”


Soru - Cevap

Mahmut Erdemirdöven‎ - Hocam hayırlı akşamlar, öğrenmek istiyorum Yasin süresi Kur’an’ın kalbi midir? Bir Yasin süresini okuyan kimi on hatim sevabı, kimi 25 hatim sevabı alır diyorlar. Bunların doğruluk tarafı var mıdır? Cemal Külünkoğlu Cansız varlıkların kalbi olmaz. Kur'an'dan ne okuduğunuza değil ne anladığınıza bakın. Hatim sevabı diye bir şey yok, Kur'an'ı anlamak ve yaşamak var. Çünkü Kur'an hayatı dizayn etmek için gelmiştir, hatim edilmek için değil. Kur'an'ın tamamını anlayarak okursanız hayatınızı Allah'ın istediği şekilde dizayn edersiniz. Ama Allah'ın mesajını anlamadan okursanız -sizin ifade ettiğiniz gibi hatmederseniz- sadece lafız tekrarı yapmış olursunuz ki bu Kur’an’ın geliş amacına uygun bir davranış değildir. Kur'an bir "Hayat Kitabı" dır. Onun hayat kitabı olması, hayata müdahale etmesine bağlıdır. Bu da Onu anlamakla mümkündür. Anlamadığınız bir şeyi okumanız size bir şey kazandırmaz. Sarayın fotoğrafına ne kadar bakarsanız bakın, sarayda yaşamış olamazsınız. Esas olan fotoğrafına baktığınız sarayda yaşamaktır.


Soru - Cevap

Hızır Tevetoğlu Saygıdeğer hocam ben Miraç’la ilgili bilgi istiyorum. İnancımıza göre Allah mekândan münezzehtir. Her yerde hazır ve nazırdır. Peygamber efendimizin çıktığı söylenen yer neresidir Cemal Külünkoğlu Bu konuda "Müslümanlarda Eksen Kayması" adlı kitabımdan bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum: Miraç Hadisesi, pek çoğu Kur’an’a ve tarihi hadiselere aykırı, zayıf ve uydurma söylemlere dayanır. Anlatıldığı gibi Necm Sûresi’ndeki “Sidre-i Müntehâ, Kab-ı Kavseyn” gibi kavramların Miraç’la hiçbir alakası yoktur. Çünkü Necm Sûresi, İsrâ (ve iddia edilen Miraç) Olayı’ndan sekiz yıl önce, Peygamberliğin 3. senesinde inmiştir. Necm Sûresi’nde anlatılan, Hz. Peygamber’in Cebrâil’i görmesidir. Kur’an’ın hiçbir yerinde Hz. Peygamber’in Allah’ı gördüğüne, göğe çıkarak O’nunla konuştuğuna dair tek bir işaret bulunmamaktadır. Ayrıca, Hz. Mûsâ hadisesinde olduğu gibi, Hz. Peygamber’in Allah’la konuşması için göğe çıkması gerekmiyor. Allah, her yerdedir, istediğiyle istediği yerde konuşur. Allah’a yer, mekân tahsis etmek küfürdür. Onun için Hz. Peygamber’i Allah’a makam ve mekân isnat ederek O’nun tahtına göndermek de küfürdür. Elbette ki, “Senin şanını yüceltmedik mi?” (İnşirâh, 94/4) âyetine göre şanı yüceltilmiş bir peygambere Allah istese Arş’ın büyüklüğünü, varlık âleminin ihtişamını, azametini bütün zenginliğiyle müşahede ettirir ki bu da mümkündür. Belki de bunu onlarca, yüzlerce defa da yaptırmıştır. Ama bunun için Hz. Peygamber’in bedeniyle seyahat etmesine gerek yoktur. Hele Allah’a makam ve mekân tahsis etmek gibi bir hadsizliği ortaya koymak asla doğru değildir. Aynı işi, Hz. İbrahim’in rüyasında kurban hadisesini temaşa etmesi gibi rüyada da yaptırabilir. Allah, Feth Sûresi’nde Hz. Peygamber’e rüyalar aracılığı ile bilgi verdiğini haber vermiştir: “Andolsun ki Allah, Resûlü’nün gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı.” (Feth, 48/27) Nitekim Kevser Sûresi’nde olduğu gibi bazı âyetlerin Hz. Peygamber’e rüyada vahyedildiği rivayet edilmektedir. Rüyada vahiy alan bir peygamberin yine rüyada yani ruhuyla âlemleri temaşa etmesi pekâlâ mümkündür. Ayrıca, maddenin yani Hz. Muhammed’in cesedinin maneviyat âleminde ne işi var? Bu, eşyanın tabiatına da aykırıdır. Eşyayı yaratan ve tabiat kanunlarını koyan Allah, ne diye Hz. Peygamber’in cesedini göklere taşısın ki? Bedenler madde âlemi için vardır. Siz dünyaya gelmeden önce de maneviyat âleminde vardınız, öldükten sonra da var olmaya devam edeceksiniz. Giydiğiniz bedenler sadece dünyada bulunduğunuz sürece sizin işinize yarayacaktır... Aynı şeyi Hz. İsa ve Hz. İdris için de uydurmuşlar. Ne imiş, bedenleriyle göğe kaldırılmışlar. Allah aşkına, bedenlerin gökte ne işi var? İnsan nerede yaşayacaksa ve hayatı nerede devam edecekse oranın şartlarına göre donanımlı yaratılır. Âhirette giyeceğiniz bedenler de oranın şartlarına göre yaratılacaktır. Kur’an’da, Allah’ın sınırsız egemenliğini, tasarruf alanının büyüklüğünü anlatan ifadeler, bazı meallerde Allah’ın tahtı olarak anlatılmıştır. “Göklerde olanın, (yaptıklarınız yüzünden) sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? O vakit bir de bakarsınız, yer çalkalanıp duruyor.” (Mülk, 67/16) Âyette geçen “göklerde olanın” ifadesi mecâzi olup, Arş’ın her tarafını kapsayan Allah’ın sınırsız egemenliğini anlatmaktadır. Allah, zatında, sıfatlarında, isimlerinde, fiillerinde ve mülkünde ortağı olmadığı gibi, cisim ve cevher değildir. Hem zamandan, hem de mekândan münezzehtir. Ölçüye sığmaz, yer gök O’nu içine alamaz. Onun için âyette geçen “göklerde olanın” ifadesi tamamen mecâzidir. Hâkka Sûresi’nin 69/17. “O gün Rabbinin arşını (kudret ve egemenlik alanını), bunların da üstünde sekiz (melek) taşır.” şeklindeki âyeti de bu tezi doğrular niteliktedir. Bu âyet, Allah’ın kozmik yaratıcılığının her noktasında kendi varlığını ve mutlak ve erişilmez derinlikteki otoritesini göstermektedir. Ayrıca âyette geçen 8 sayısının neyi ifade ettiği de kesin olarak bilinmemektedir. Allah, hem zaman, hem de mekândan münezzeh olduğu için, O’nun “tahtı/arşı” ifadesi tamamen mecâzidir. Yani Allah’ın kudretinin âhiretteki tezahürünün bir işaretidir. Tefsir otoriteleri, “taht/arş” teriminin Kur’an’da geçen bu mecâzi kullanımının, Allah’ın bütün yaratıkları üzerindeki mutlak hüküm ve iktidarını ifade ettiği görüşündedir. Çünkü “taht/arş”tan söz eden âyetlerin hepsinde bu ifade Allah’ın âlemleri yaratmasına ilişkin bir açıklamayla bağlantılı olarak geçmektedir. Aksi takdirde Allah’a mekân isnat etmek olur ki bu İslâmî inanışa göre küfürdür...


Soru - Cevap

Bir Kardeşimizden Peygamberimizin helal ve haram koyma konusunda yetkili olup olmadığıyla alakalı olarak A'raf 157 ve Tevbe 20 ayetleriyle ilgili bir soru gelmişti, cevaplarken silindi. Ama ben yine cevaplandırmaya çalışıyorum ve Kardeşimizden özür diliyorum. Bahsedilen ayetlerde, Hz. Peygamber'in yaptıkları tamamen Kuran'a dayandırılıyor. Ayetin son cümlesine bakıldığında bunu anlamak zor olmasa gerek. "...Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden ve ona bahşedilen ışığın (Kur'an'ın) ardına onunla birlikte düşenler; işte böyleleri, nihai kurtuluşa, esenliğe erişen kimselerdir" (A'raf, 7/157). Tevbe 20'daki yasak da aynı kaynağa dayanmaktadır. "…Allah’ın ve Resulü ’nün yasakladığını haram saymayan..." ifadesi, haramların belirleyicisi olarak Allah’ı göstermektedir. Hz. Peygamber, belirlenen yasakların tebliğiyle yükümlüdür. Ahzab 17/36. ayetinin meali şöyledir: “Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın müminin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse besbelli bir sapıklığa düşmüş olur.” Burada yine belirleyici Allah’tır. Hz. Peygamber mesajı bildiren ve uygulatandır. Aşağıdaki ayette müşriklere ihtar veriliyor. Bu ihtar tamamen Allah tarafından veriliyor ama Mü’minlerin başındaki Hz. Peygamber tarafından dile getiriliyor. “Allah ve Resulünden, kendileriyle anlaşma yaptığınız müşriklere son ihtar!” (Tevbe, 1) Eğer Kur’an’da olmadığı halde Hz. Peygamber’e helal-haram koyma yetkisi verilirse o zaman uydurma hadislerle ortalık haram ve helalden geçilmezdi. “Kim Resülullah’a itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.” ( Nisâ, 4/80) ayeti de gösteriyor ki Hz. Peygambere itaat etmek Allah’a itaat etmek demektir. Bu da Kur’an’ın belirleyici olduğunu göstermektedir. “Ey inananlar! Allah’a ve O’nun resulüne itaat edin ve artık (O’nun mesajını) işitmiş bulunduğunuz halde O’ndan yüz çevirmeyin!” (Enfal, 8/20). Burada itaat tamamen Allah’ın mesajı üzerinden yapılıyor. Şu ayetlere bakar mısınız? “Rabbinden sana vahyolunana uy! O’ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir!” (En’am, 6/106) “De ki: “Ben size Allah’ın hazineleri benimdir” demiyorum. Ben (kendiliğimden) insanın kavrayış alanının ötesindeki bilinmeyenleri de bilmem. Size: “Ben meleğim de demiyorum. Sadece bana indirilen vahye uyuyorum.” (Yine) de ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?” (En’am 6/50) Bu ayet de gösteriyor ki Hz. Peygamber sadece vahye uymaktadır. >Sadece vahye uyan bir peygamberin kafasına göre haram ya da helal koyması düşünülebilir mi? Daha belirleyici olması bakımından ayrıca Ahkâf, 46/9 ayetine de bakabilirsiniz: “De ki: “Ben (Allah’ın) elçilerinin ilki değilim ve (onlar gibi) ben de, bana ve size ne olacağını bilemem, sadece bana vahyolunana uyarım. Çünkü ben sadece açık bir uyarıcıyım.”


Soru - Cevap

Aşağıda yazdıklarım, bir kardeşimizin sorusuna cevaptı. Ama Kardeşimiz sorusunu kaldırdı. Dolaysıyla yazdığım cevap sorusuz kaldı. Yanılmıyorsam soru; "İnsanoğlunun çalışıp da elde edemediği nice şey var, bunlar ne olacak?" şeklinde idi. Cemal Külünkoğlu Güzel bir soru. İnsanoğlunun çalışıp da elde edemediği bir şey yok. Sadece çalışmalarının boşa gittiği zannı vardır. Oysa hiçbir emek karşılıksız bırakılamaz. Zira Nisa 4/32 ayetinde; "Allah’ın, kiminizi kiminize üstün/farklı kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkekler kendi kazançlarından bir fayda sağlarlar, kadınlar da kendi kazançlarından bir fayda sağlarlar. Çalışın da Allah’ın ihsan ve ikramından isteyin. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir" buyrulmaktadır. Esas olan çalışmalardan bizi huzura kavuşturacak hayırlı neticeler almaktır. Her çalışmanın, derinliğini biz bilsek de bilmesek de mutlaka bir karşılığı vardır. Allah insanların yaptıklarını karşılıksız bırakmaz. Elde etmek için çalıştığımız nice şeyler vardır ki hakkımızda hayırlı değildir ama biz hayırlı olacak zannıyla mutlaka netice almak isteriz. Ama Allah işin derinliğini bildiği ve bizin çalışmalarımızı boşa çıkarmak itemediği için hayırlı olanı takdir etmektedir. Nitekim "...Bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Gerçeği (hayırlı ve doğru olanı) Allah bilir, siz bilemezsiniz" (Bakara, 2/216) buyruluyor.


Soru - Cevap

Mehmet Yılmaz Şeytanın şerrinden âlemlerin rabbine sığınırım, Birkaç sorum var. Kur'an orijinal metni harekesiz. Siz harekesiz okuyunca anlayabiliyor musunuz? Sahabe döneminde harekesiz okuduklarında anlayabiliyorlar mıydı? Neden hareke ihtiyacı hissedildi? Harekelerde anlam bütünlüğü bozulmuyor mu? İkincisi; Siz Peygamber efendimizin döneminde Kur'an'ın Mushaf haline getirilmiş olabileceğine ihtimal veriyor musunuz? Mektuplarının bugüne kadar geldiğini düşünürsek neden Peygamber efendimiz bundan imtina etmiş olabilir? Cemal Külünkoğlu Mehmet Bey Selam ederim. Arapça kitaplarda hareke yoktur. Yani Araplar kitaplarını harekesiz yazar ve harekesiz okur. Buna gerek de duymazlar. İslam dini Arapça bilmeyen toplumlara da yayılınca Hz. Peygamberden yaklaşık bir asır sonra hareke ve noktalama çalışmaları başlamış ve 1.5 asır sonra Halil b. Ahmet (öl. 175/791) tarafından günümüzde olduğu gibi harekeler ve noktalama işaretlerine son şekli verilmiştir. Harekelerde anlam bütünlüğü bozulmuyor çünkü anlam bozulmuyor. Kur'an Hz. Peygamber döneminde Mushaf haline getirilmemiş, Hz. Ebu Bekir zamanında ayetler toplanmış ve Hz. Osman zamanında da kitap (Mushaf) haline getirilmiştir. Hz. Peygamberin imtina ettiği bir şey yok. O da bizim gibi beşer olduğu için ne zaman öleceğini ve vahyin devam edip etmeyeceğiniz de bilemezdi. Allah bu işi Hz. Peygamberden terbiye almış sadık dostlarına ve samimi Müslümanlara bıraktı. Bu da Allah’ın insana verdiği değeri göstermektedir.


Soru - Cevap

Mecit Albayrak Cemal hocam; Kur’an neden Cenabı Allah’ın vahiy ettiği şekilde sıralanmıyor ve geçerli sayılmıyor. Şu anki Kuran sure sıralaması; Allaha karşı bir hareket olmuyor mu? Vahiy şekli biz insanların, ayetleri ve olayları en doğru şekilde anlamamız acısından gerekli ve faydalı değil mi? Bu sıralama şeklinin mecburiyeti, nedir? Cemal Külünkoğlu Kur'an'ı istediğiniz sıralama şekline göre okuyabilirsiniz. Tamamı olmasa da ayetlerin ve surelerin çoğu kendi başlarına anlam ifade etmektedir. Kur'an çalışması yapın da nasıl yaparsanız yapın. Bugün Felek ve Nas sureleri üzerinde çalışın, yarın Maide, bir başka gün ihlas, başka bir gün de Yunus suresi üzerinde çalışma yapabilirsiniz. Ayetlerdeki sıralama, geldiği zamanın koşulları ve muhatap olduğu insanların ihtiyaçlarıyla orantılıdır. Bugün için aynı şey söz konusu değildir. Yani vahiyde sıralama değil, mesajın anlaşılması ve etkili olması esastır.


Soru - Cevap

Mehmet Can Şenel‎ Hocam, Bu Üç Aylar İle İlgili Kur'an'da Bir Şey Bulamadım. Aynı Zamanda Hadise Göre Recep Allah'ın Şaban Peygamberin Ramazan Ümmetin Ayıysa Diğer Aylar Kimin? Kandiller Ne İşe Yarar Ne İfade Eder? Cemal Külünkoğlu Esas olan senenin bütün günlerinde Allah'la birlikteliği ortaya koymaktır. Yani hayatın tamamını Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle geçirmektir. Mesela Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olması, o gece yapılan ibadetlerin karşılığının bin ayla çarpımı değildir. Kur'an o gecede inmeye başladığı için Kur'an'ın kıymeti o şekilde vurgulanıyor. Ama biz, Kur'an'ı ihmal ederek bir yıllık kirimizi o gece ile temizlemeye kalkıyoruz. İnsan, hayatının tamamından sorumludur. Ne tevbenin ne de istiğfarın özel bir zamanı olur. En doğru zaman kalbin bütünüyle Allah'a açıldığı zamandır.


Soru - Cevap

Zeynep Bak Karaosmanoğlu‎ Mümin suresi 11. Ayeti açıklayabilir misiniz? İki kere öldürdün iki kere dirilttin bunu nasıl anlamalıyız Cemal Külünkoğlu Ayette geçen “İki defa öldürdün, iki defa dirilttin” ifadesindeki birinci ölümün, insanın dünyaya gelmeden önceki durumu; birinci dirilişin, dünyaya gelişi; ikinci ölümün dünyadan gidişi ve ikinci dirilişin ise ahiretteki dirilişi anlattığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu cümledeki birinci ölümün dünyadan gidişi ve birinci dirilişin kabirdeki dirilmeyi ve arkasından ikinci kez ölmeyi anlattığını iddia edenler olsa da bu tez, Bakara Suresi’nin 2/28. âyetiyle tamamen çürütülmektedir: “Allah’ı nasıl inkâr edebilirsiniz ki? Siz yokken, sizi var etti. Sonra sizi öldürecek ve sonra tekrar diriltecek. Sonunda O'na döndürüleceksiniz.”


Soru - Cevap

Ömer Kılıç Yaratan'ın merhametinde de adalet var mıdır? Yani merhametiyle muamele ederken adaletini gözetir mi? Eğer kulu başkasına gösterdiği merhameti kendi de isterse Yaradan karşılık verir diye düşünüyorum Cemal Külünkoğlu Elbette ki vardır. Adaletin olmadığı yerde merhametin bir anlamı olmaz. Merhamet adaleti de ihtiva eden bir sıfattır. Arapçada "men rahime, ruhime" diye bir ifade vardır ve hadis olduğu söylenir. Manası; merhamet eden merhamet edilir. Sanırım ikinci sorunuzun cevabı da verilmiş oldu. Ömer Kılıç Benim aradığım nokta tam olarak açıklanamadı. İnce bir detay var Aynı sicile sahip iki Müslümana merhamette farklı davranır mı? Cevabı istenen soru buydu. Teşekkür ederim Cemal Külünkoğlu Ben bu konuda Allah'ın merhametinin ölçülemeyeceğini düşünüyorum. Aynı sicile sahip değil iki kişi, milyarlarca insan olsa Allah'ın merhametinin yanında ne hükmü olur ki. Cennet, tapu ve kadastro tarafından sınırları belirlenmiş dünyalık bir bahçe değil ki sıkıntı olsun. Uğur şen yüce Allah kendisine yapılanı af eder ve merhamet eder yüce Allah’ın adaleti gereği ise insanların kendi arasındaki haklarıdır onlara adaletle hükmeder kendine yapılanı ister af eder ister etmez onu biz bilemeyiz Uğur şen kuranda cezalara bakıldığında insanların kendi aralarındaki suçlara ceza var bu dünyadaki cezaları söylüyorum tabi mesela zina suçu cezası 100 sopa iftira 80 sopa Cemal Külünkoğlu Uğur Bey tespitleriniz güzel. Bunlardan da anlıyoruz ki, insan saygın bir varlıktır. Allah kendine yapılan müsamaha gösteriyor ama insanın insana yaptığının cezasını yine insana bırakıyor. Ancak bağışlamanın yolunu da açık tutuyor.


Soru - Cevap

Niyazi Kösedağ Selamun aleykum hocam kusura bakmayın sizi rahatsız ediyorum ama mecbur kaldım. Düğünden önce imam nikâhı kıymanın dinimizde yeri nedir hocam böyle bir durumla karşı karşıya kaldım bir kız tarafı olarak. Yardım edin ALLAH rızası için. Nikâh hakkında ayet var mı hemen buna bir karar vermemiz lazım hocam ALLAH a emanet olun Cemal Külünkoğlu İslam’da tek nikâh vardır. Nikâhın dinisi resmisi olmaz. En sağlıklı nikâh belediyenin kıydığı nikâhtır. Kadının da haklarını resmileştiren, yetkiyi paylaştıran belediye nikâhından sonra ikinci bir nikâha asla gerek yoktur. Kaldı ki salonlarda kıyılan nikâha resmi şahitlerin yanında yüzlerce kişi daha şahitlik etmektedir. Ama dini nikâh diye adlandırdığımız nikâhı istismar ederek nice insanlar metres hayatı yaşamaktadır ki bu da hiçbir şekilde caiz değildir. Niyazi Kösedağ Hocam vermiş olduğunuz cevap için teşekkür ederim. Nişanlı iken yapılan nikâhın 6 veya 8 ay ayrı kalmak caiz midir? ALLAH razı olsun Cemal Külünkoğlu Nişanlı iken nikâh, evlenmeye niyet eden çiftlerin bazı davranışlarını meşrulaştırmak için düşünülen bir çıkış yoludur. Ama bunun çok doğru bir yol olduğunu düşünemeyiz. Bu zaman zarfında "erkek kızda aradığı özellikleri bulamaz da evlenmekten vaz geçerse ne olacak?" sorusunu düşünmek lazım. En iyisi her ikisinin de seviyelerini koruyarak nişanlılık dönemlerini geçirmeleridir.


Soru - Cevap

Yusuf Ali Uzun Bugün bu durumda olmamızın sebebi. Ali İmran103 Allah’ın ipine sarılın bölünüp parçalanmayın diyor. Bunlar mezheplere sarıldılar. Cemal Külünkoğlu Mezhepler konusunu iyi anlamak gerekir. Kimse mezhep kurmamıştır. Bugün olduğu gibi İslam âlimlerinin çalışmaları daha sonra mezhebe dönüştürülmüştür. Mezhep imamlarını suçlamak yanlıştır. Onların arkasından mezhepçilik yapanları sorumlu tutmak lazım. Besim Koçal Hocam bize bugüne kadar mezhebin nedir diye soranlara ne diyelim? Bir de mezhebe göre ibadet şeklimizi öğrenmiş değil miyiz? Cemal Külünkoğlu Onlara da aynı şeyi sorun ve hangi mezhepten olduklarını söyledikten sonra deyin ki; "bize bağlı bulunduğunuz mezhebi bir anlatın." Apışıp kalacaklar. Çünkü adamlar dinlerini bilmiyor ki adını sadece duydukları mezheplerini bilsinler. Elbette ki mezheplere göre yanı mezhep imamlarının çalışmalarına göre ibadet şekillerimizi öğrenmişiz. Ama bu mezhepçi olmamızı gerektirmez. Biz bütün İslam âlimlerine saygı duyarız ve onların içtihatlarından faydalanırız ama sadece hak diye bir tanesine saplanıp kalmayız.


Soru - Cevap

‎Mahmut Erdemirdöven‎ Hocam benim hanım namazı kılıp bittikten sonra secde yapıyor. Diyorum ki namaz bittikten sonra olmaz doğrusunu siz iyi bilirsiniz. Bana yazar mısınız? Cemal Külünkoğlu Secdeler Allah'a yapıldıktan sonra ister namazın içinde olsun ister dışında güzeldir ve doğrudur. Ama başkaları için yapılırsa işte bu felakettir.


Soru - Cevap

Fatma Funda Çelen Sayın Cemal Külünkoğlu hocam namazda salli barik ve tahiyyat okunur mu? Bir de Peygamberimiz sav nasıl kelime-i saadet ederdi cevabınız için şimdiden teşekkürler. Cemal Külünkoğlu Bunları daha önce başka bir kardeşim için cevaplamıştım. Namazda salli barik ve tahiyyat dualarını okuyacaksınız diye bir kural yok. Her namazda farklı ve istediğiniz şekilde dua edebilirsiniz ki namaz için doğru olan da budur. Peygamberimiz zaten peygamber olmuştur. Onun kendisi için Şahadet etmesi gerekmez. Onun peygamberliğine inanması gereken insanların Şahadet etmesi gerekir ki bu sadece dille söylenen iki kelime ile olmaz. Peygambere inandığını söylemlerinle, eylemlerinle ortaya koyacaksın.


Soru - Cevap

Mahmut Aykanat‎ Hocam Atatürk putunun ününde saygı duruşuna durmak, onun ilke ve inkılaplarına uymaya dair yemin içmenin sakıncası var mı? Cemal Külünkoğlu Atatürk heykelinin önündeki duruştan bahsediyorsunuz. Bugün bunun canlılarına tanık oluyoruz. Adam şeyhinin önünde canlı cenaze gibi duruyor ve Allah'a göstermediği (haşa) saygıyı şeyhine gösteriyor. En büyük putçuluk budur. Üstelik buna şeyhleri de seyirci kalıyor. Mustafa Kemal Atatürk kimseye benim heykelimi dikin ve önünde eğilin dememiş ki. Ama şeyhler kendilerine yapılan tazimden zevk alıyor maalesef…


Soru - Cevap

Erol Coşkun‎ Sayın Cemal Külünkoğlu, Cin-18 de BİR KİMSE, BİRİSİ anlamına gelen 'ehaden' kelimesi sizin mealinizde 'hiç bir şey' olarak çevrilmiş. Ayetin vermek istediği 'hiç kimseye kulluk etmeyin' anlamını tamamen değiştiren ve ayetin orijinalinde bulunmayan 'hiç bir şey' ifadesini neden tercih ettiğinizi öğrenebilir miyiz? Selamlar. Cemal Külünkoğlu Erol Bey selam ederim, Öncelikle çalışmalarınızdan dolayı sizleri kutluyorum. Cin suresi 18. Ayette bulunan “ehada” kelimesi bütün tapınma objelerini (Allah’ın dışındaki tanrıları) anlatır. Yani Allah’la beraber tapılan bütün varlıklara işaret eder. “Hiç kimse” olarak çevirseydik o zaman sadece canlıları ifade etmiş olacaktık. Oysa “hiçbir şey” demekle hem canlıları hem de bütün tapınma objelerini içine alan bir ifade kullanmış olduk ki, özellikle o tarihte müşriklerin, putperestlerin taptıkları varlıklar genelde cansız varlıklardı. Ama sadece “hiç kimse” olarak mana verseydik o zaman o tarihte tapılan cansız putlar bunun dışında kalacaktı. Nitekim bazı meal ve tefsirlerde benim çevirdiğim gibi çevirenler de olmuştur. Bildiğiniz gibi mealde esas olan, kelimelere motamot mana vermekten çok, ayetin vermek istediği mesajı ortaya koymaktır.


Soru - Cevap

Yunus Emre Usta‎ Hocam şehitlerin çürümediğine dair bir ayet var mı? Cemal Külünkoğlu Şehitlerin cesedinin çürümesi ya da çürümemesi bir şey ifade etmez. Aslolan ruhun çürümemesidir. Peygamberler de dâhil bütün insanların cesedi çürüyüp toprak olacaktır.


Soru - Cevap

Soru daha sonradan kaldırılmıştır. Ancak Kur’an’daki salat kelimesinin destek anlamına geldiğini ifade ediyordu. Cemal Külünkoğlu Ali Bey selam ederiz, "Salat" dua ve destek anlamında kullanıldığı gibi, Hak'tan yana olmak anlamında da kullanılmıştır. Ancak "namaz" anlamında kullanıldığı yerler de vardır. Sadece "salat" olarak Kur'an'da 61 yerde geçen bu kelimeye bütün örneklerde destek anlamını verirsek doğru olmaz. Mesela daha birçok örnekte olduğu gibi Bakara 3 ve 43. ayetlerde ikame ettiğimiz namazı ifade etmektedir.


Soru - Cevap

Hocam, Türkiye’nin bu kadar acil çözüm bekleyen problemi varken Müftülere nikah kıyma yetkisinin gündeme taşınması konusunda ne düşünüyorsunuz? Cemal Külünkoğlu Nikâh; bir kadınla bir erkeğin evlilik birliği kurmasını sağlayan yasal işlemin adıdır. Daha geniş bir ifadeyle evlilik amacıyla bir araya gelmiş bir çiftin, nikâh memuru önünde, kamuya açık olarak evlenmeyi kabul etmesi ve bunun belgelenmesidir. Toplum içinde “imam nikâhı”, “dini nikâh” ya da “İslami nikâh ” diye adlandırılan nikâh, sadece üç kişinin öncülüğünde gerçekleştirilen nikâhtır ki bunun her hangi resmi bir kaydı olmadığı için bağlayıcı tarafı da bulunmamaktadır. Yani istismara ve haksızlığa açık bir uygulamadır. Yarın her iki taraf arasında bir anlaşmazlık vuku bulduğunda sadece güvene ve vicdana dayalı olarak sorunun çözüm yoluna gidilecektir. Bugün vicdanların ne kadar aktif olduğunu düşünün! Ayrıca bilinmelidir ki; “nikâh bir evlilik sözleşmesidir”. Bu sözleşme ile her iki taraf belli sorumlulukların altına girer. Bu sözleşmeyi ister belediye başkanı öncülüğünde, ister noter huzurunda, isterse müftü önünde yapabilirsiniz. Esas olan resmi kaydın tutulmasıdır. Nikâhta hoca iki satırlık bir dua edecek diye buna “imam nikâhı” diyemeyiz. Nikâhın dinlisi dinsizi olmaz ve nikâh bir defa kıyılır. Ayrıca nikâha has özel bir dua da olmaz. Hocaların bu işi kotarması için klasik dualarla işi kendi uhdelerine almaları da doğru değildir. İsteyen istediği gibi dua eder ve bu duayı hocanın yapması da gerekmez. Bu konuda Hristiyanlığa özenmeyelim lütfen! Bazı meseleleri “din” kılıfı giydirerek kutsallaştırıyoruz. Yaşadığımız her şey Allah’ın emriyle, takdiriyle, tensibiyle gerçekleşmektedir. Kabul etsek de etmesek de bunun dışına çıkamayız. Ne böyle bir gücümüz var ne de imanımız buna müsaade eder. Ticarette de, gayrimenkul alım satımlarında da Allah’ın emrine uyarak doğru alışveriş yapacaksınız, helal yoldan kazanıp helal yerlerde harcayacaksınız, doğru konuşup doğru yaşayacaksınız. Bütün bunlar da Allah’ın emri. Şimdi biz dini ticaret resmi ticaret, dini satış resmi satış, dini konuşma resmi konuşma diye ayırım mı yapacağız? Olacak iş midir bu? Din müftü değildir, müftü de din değildir. Müftüler dine hizmet konusunda devletin görevlendirdiği öncü insanlardır. Nikâh kıymak dine hizmet değil, nikâhlı olmak dinin emridir. Müftülerimiz toplumu irşad edecek programlar yapmalı, toplumun ıslahı için projeler üretmeli, cami cemaatinin daha da bilinçlenmesi, cami dışındaki insanların camiye neden gelmediğinin araştırılması için çalışmalı. Artık din adamları (din adamı diyorum anlaşılsın diye, aslında İslam’da din adamı diye bir şey olmaz) ceset yıkamayı bıraksın, nikâhlardan nemalanmaktan vazgeçsin, insanları yozlaşmış ve köhneleşmiş fikirlerden temizlesin. Tabii ki bunun için önce kendileri temizlenmeli. Genelleme yapmıyorum bunu da belirtmek isterim. Çok değerli, iyi eğitim almış ya da kendini yetiştirmiş, toplumu aydınlatmak konusunda dolu ve azimli, entelektüel bilgi düzeyi oldukça yüksek seviyede hocalarımızı tenzih ederim. Dünkü paylaşımımda: “Nikâhı kıyanın din adamı olması gerekmez. Nikâh bir akittir. Doğru olan, devletin bu akdi kayıt altına almasıdır. Belediyeler bunu en güzel şekilde yapmaktadır.” Yazdım, sanki din elden gidiyormuş gibi bazı kardeşlerim kıyameti kopardı. Korkmayın din elden gitmez. Din, evrensel ahlaki değerleri ihtiva eden ilahi bir nizamdır. Bizim birinci önceliğimiz ahlaklı bir toplum olmaktır. Ahlaklı bir toplum olursak din bizim için var demektir. Yoksa dini bağırarak, ona buna hakaret ederek, onu bunu kâfir ilan ederek yaşayamayız. Adam olmadıktan sonra, evlilik müessesine saygı göstermedikten sonra, manevi ve ahlaki anlamda tekâmül etmedikten sonra nikâhını kim kıyarsa kıysın ve nikâhında kimler dua ederse etsin bir şey ifade etmez.


Cemal Külünkoğlu'nun

© 2017 Cemal Külünkoğlu Resmi Web Sitesi | Design by Bumu Yazılım